theme-sticky-logo-alt

Tematik bir rüya: Gül Ağacı

Ben gülleri çok severim. Hele de beyaz gülleri. Bahçemdeki güller bahar geldiğinde bir coşar, bir coşar… Etraf mis gibi kokar.

Dün akşam çok ilginç bir rüya gördüm. Bahçemde yeni dikilmiş bir gül fidanıymışım. Beni toprağa dikmişler ve can suyu ile suladıktan sonra çevrede dolaşan yabani hayvanlardan korumak için etrafıma minik çıtalardan oluşan korkuluklar yerleştirmişler. Toprağa dikilen gövdem, toprakla uyum içinde kök salmaya başlamış. Topraktaki besini daha iyi alabilmek ve hayata tutunabilmek adına minik köklerim derinlere doğru yayılmaya başlamış. Bu yayılma bana çok iyi geldi. Minicik fide olan ben köklendikçe sağlamlaşmaya ve büyümeye başladım. Etrafımda başka köklü büyük ağaçlar vardı. Toprağın üstü çimenlerle kaplı ve sağımda solumda farklı güzel bitkiler de vardı. Biraz ötemde başka gül ağaçları da… Hatta bir tanesi bahçedeki ışık direğine sarmalanmış durumdaydı. Buna “yediveren gül” diyorlar. Çok güzel fakat fazla kokmuyor.

Mevsim şimdi kış ama bahara yakın bir zamandı rüyamda. Bana göre doğanın aşk mevsimi. Yağmurlar, rüzgarlar, fırtınalar olsun ki bitkiler tozlaşsın, oradan oraya savrulsun, döllenen bitkiler toprak ananın kucağında bereket saçsın.

Bende yağmur, kar, fırtınalarla mücadele ediyorum hem de kök salıp kalınlaştıkça minik yapraklarımın oluşmasını izliyorum. Yapraklarım büyüdükçe   tomurcuklarımda oluşmaya başlıyor. Bir minik tomurcuğum oluştu ve büyümeye devam ediyor. Sarı bir goncaya dönüştü. Bu arada yağmurlar yağıyor, Güneş açıyor, Rüzgâr beni savuruyor. Minik olduğumdan çok savrulmuyorum. Köklerimle sıkı sıkı toprağa bağlanmışım. Hava gittikçe ısınıyor. Mayıs ayına doğru bir iki tomurcuğum daha oluşuyor. Bunlarda sarı renkli ama büyüdükçe renkleri değişiyor, turuncu oluyor. İncecik olan dallarım ve dikenlerim kalınlaşıyor. Güllerde büyüdükçe çarpık çurpuk bir hal alıyor. Rengi çok güzel ama şekli çok tuhaf. Gülüm ama hiç de güle benzemiyorum.

Zaman ilerliyor

Etrafa benden çok güzel kokular yayılıyor. Yaz sıcağı başlıyor. Çiçeklerim solup yapraklarım dökülmeye başlıyor. Havanın sıcaklığı bazen dayanılmaz oluyor. Öyle böyle derken ilkbaharı, yazı, sonbaharı geçiriyorum. Kış geliyor… Sonra yapraklarım dökülüyor ve ben kupkuru kalın birkaç dal olarak toprakla dayanışmamı sürdürüyorum. Uzun bir aradan sonra yeniden filizlenip çiçekleniyorum. Bu sefer tomurcuklarım beyaz goncalar olarak açıyor. Çok güzel beyaz güllerim var. Sabaha karşı yapraklarımda çiğ tanelerini ve güneşin ışıltısını hissediyorum.

Bu güzelliğin içinde salınırken ben, kapı zili çalıyor ve ben uykumdan uyanıyorum. Sabah saat dokuz olmuş. Ne çok uyumuşum… Kapıyı açıyorum gelen arkadaşım sana sabah kahvesi içmeye geldim diyor. Gülüşüyoruz.

Önceki Yazı
Unutuş: bir on dört şubat yazısı
Sonraki Yazı
Töre
15 49.0138 8.38624 1 1 4000 1 https://daginikkalsin.com 300 0