theme-sticky-logo-alt

Zeytin ağacı gibi olmak…

Yıllar önce evden çıkıp merkeze doğru yürürken arkadaşımla telefonda konuşuyordum. Konu aile dizimine geldi ve senarist olan arkadaşıma “keşke bir aile dizimi dizisi olsa” dedim. Geçmişte ataların yaşadıklarını görebildiğimiz ve bunun aile dizimi çalışmasında nasıl çalışıldığına dair bir şeyler olsa… Ancak kurgusunu bilemedim, nasıl bağlanması gerekliydi? Konu orada kaldı. Hiç senaryo yazma deneyimim yok, dolayısıyla da o konuda bir çözüme ulaşamadım. Arkadaşımın işi başından aşkın, bir daha bu konuyu da açmadım.

Elizabeth Gilbert Büyük Sihir adlı kitabında yazmaya karar verdiği romanının kurgusunu, karakterleri netleştirdikten sonra yazmayı bıraktığı fikrinin başka bir yazar tarafından aynı kurgu ve karakterin biraz değiştirilmiş hali ile basıldığını iki yıl sonra gördüğünü yazmış.

Fikirler havada bir yerde duruyor, aynı telefonların depolama alanlarında durduğu gibi. Biz almazsak, yapmazsak, eyleme geçmezsek başka biri aynı frekansta olduğunda o fikri çekiveriyor kendine ve eyleme geçerse tezahür oluşuyor.

Zeytin Ağacı

Ben televizyon, Netflix, internette film fazla izlemiyorum. “Köyde ne yapacaksın, canın sıkılacak” diyenlere inat, film izlemeye bile zaman bulamıyorum. Yine de o kadar çok arkadaş ve danışandan bir Netflix dizisiyle ilgili olarak “izlemelisin” yorumu gelince izlemeye karar verdim. Adı “Zeytin Ağacı”… İzlemeye başladığımda ilk aklıma gelen başta yazdığım anı oldu. Hatta yolun neresinde bu konuyu açtığımı, yol boyunca konuştuklarımızı bile hatırladım, şaka gibi… Bir kozmik şaka daha… “Aklına bir şey geliyorsa eyleme geç” mesajı içeren şaka…

Diziyi çok beğendim. Kurgusu, ataların yaşadıklarıyla bağın kurulması, çalışmanın yapılma şekli çok güzel bütünlenmiş. Aile Dizimi’nde farklı ekoller var, her uygulayıcının bir yoğurt yiyişi var. Bazıları biraz daha uzun çalışıyor, bazıları biraz daha kısa. Örneğin benim hocam Max Dauskardt bazen danışana elini kaldırır. “Şimdi buraya bak” der ve ona birkaç cümle söyletir ve “bu kadarı şimdilik yeterli” der. Dönüşüm anda olur ve dönüşümü sağlayacak şey bazen sadece bir tek cümledir. Aile Dizimi’nin sürenin uzunluğu ile ilgisi yoktur. Bu da dizide çok güzel verilmiş.

Şifalanma

Diziyi izleyen herkesin şifalandığına inanıyorum. Bazı sahneler eğer izleyeni tetikliyor, ağlatıyor, bir şeyler düşünmeye sevk ediyorsa orada bir şifalanma olduğuna inanıyorum.

İlk önce dizinin dört bölümünü izledim. Ertesi gün bir arkadaşımla oğlu ve kendisi için çalışma yaptık. Arkadaşımla karşılıklı çalışmalar yaptığımız için ben de onunla kendi dizimlerimi çalışıyorum. Ben de kızımın geleceği ile ilgili bitmez tükenmez endişelerim üzerine çalışmak istedim. Önce nasıl söylemem gerektiğini bilemedim. Mesele ne tam olarak? Aile Dizimi’nde çalışılacak konu hikayenin kendisi değil, konu anlatılırken arada geçen bir kelimedir. Kaynak çözüm o kelimede yatar ve sihri yaratan o kelimeyi duymaktır.

Benim hikayemden nasıl bir kelime çıkmalıydı? En sonunda “endişe” kelimesi geldi. Çalışma sırasında ortaya çıkan şey büyük anneannemin 1939 depreminde ölürken son nefesinde içinden geçen “kızıma ne olacak, hayatı nasıl olacak, nasıl devam edecek?” sorularının bende devam etmesiydi. Çalışmayı yaptıktan sonra içimde bir rahatlama hissettim. Endişe henüz olmayan şeyler hakkında, bilemediğimiz gelecek hakkında yorumlar, senaryolar yazıp sonra da onların gerçekleşmesini beklemekten başka bir şey değil. Yani kısaca çok gereksiz ve enerjiyi çok kısıtlayan bir şey. Hem yoruyor hem de bir yere vardırmıyor.

Çalışma sonrasında kaldığım yerden diziye devam etmek istedim ve karşıma çıkan ilk sahne bir deprem sahnesi ve ölen bir anneydi. Bu beni çok etkiledi.

Affetme

Dizide Aile Dizimi’nin anlatılışı bana göre çok doğruydu. Örneğin affetme konusunun kabul etmekle ifade edilmesi gerektiğini, affetmenin büyüklük yapmak olduğu ve hiçbirimizin birbirimizden büyük olmadığı, hele ki atalarımızdan büyük olmadığımız çok güzel anlatılmış.

Bütün ekibi tebrik ediyorum. Çok güzel bir çalışma olmuş. Bu dizinin bu dönemde ortaya çıkmasını Türkiye’de büyük bir dönüşümün başlangıcı olarak görüyorum. Artık atalarımızı onurlandırarak kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi daha çok bilebilir ve hem hayatımızın hem ülkemizin gerçek değerini yaşayabiliriz. Eskiden beri duyduğumuz spritüel anlamda Türkiye’nin öneminin, aydınlanmanın bu topraklardan başlayacağının belki de ayak sesleridir bu dizi. Her zamanki gibi görünenin ötesine bakmak gerekiyor.

Türkiye bir trend ülkesidir

Türkiye’de bir riske dikkat çekmek istiyorum. Türkiye bir trend ülkesidir. Moda olan her şeye bir yığılma görülür, özgünlük değil. Olanı yaparak para kazanmak odaklı olmanın kazanç sağlayacağı düşünülür. Örneğin açılan bir telefon dükkanının yanında beş tane daha açılır. Bir dönem lokma dükkanları açıldı birbiri ardına ve aynı hızla da hepsi birden kapandı. Aile Dizimi konusunda da danışanların bu konuda sağlam altyapıları olan kişilerle çalışmaları, alan tutmanın önemini ve değerini bilmeleri gerekiyor. Yoksa bu konu da lokma dükkanları gibi çalışmayı yapana, yaptırana yarardan çok zarar verebilir.

Görsel: Ercan Baysal

Önceki Yazı
Kundalini Yoga Psikolojisi: Muladhara
Sonraki Yazı
Dansa Davet, Şifaya Şifa
15 49.0138 8.38624 1 1 4000 1 https://daginikkalsin.com 300 0