theme-sticky-logo-alt

Kerevize Mandalina Yakışır

Kadın elindeki bez torba ile mutfağa daldı. Yıllardır bez torba kullanırdı. Poşetler ona bu dünyadan değilmiş gibi gelir hep, bir ruhsuzluk vardı naylonda, naylonun özü yoktu sanki. Halbuki bez torbayı yıkayabilirdin, lekeleyebilirdin, kırıştırabilirdin… Her seferinde farklı bir deneyim verirdi bez torbasına.

Bu sefer bez torbası iki tane kereviz taşımıştı. Tazecik yeşil yapraklarıyla ağır iki tane kereviz. Kereviz almanın püf noktası eline alıp ağırlığına bakmaktı. Görüntüsü ile elindeki ağırlık eşleşmezse, o kerevizin içi boş demekti. İçi boş kerevizler hava basılmış benzin deposu gibidir. Dışarıdan içeriye doğru azalan bir madde gibi çabucacık işi biterdi o kerevizin, ortasındaki boşlukla hiçbir şey yapamazdınız çünkü.

Mutfağın Türkan Şoray Kuralları

İki kerevizi soyarken bayağı yoruldu. Eciş bücüş kerevizlerin arasında bıçak kullanmak Alpler’ de slalom yapmak gibiydi. Bazen bıçağın kayıp elini kesmesinden korkardı. O yüzden kereviz ayıklamak biraz meditasyon gibiydi. Tam o sırada bıçağın kerevizin yüzeyinde nerede olduğunu iyi gözlemlemen gerekirdi. Kerevizlerin soyulması bitince önce yıkadı onları kadın. Sonra bir tabağın içine koydu ve dolaptan rende ile bir tabak daha çıkardı. Pek hijyen takıntısı olmasa da bazı kuralları vardı kadının. Mutfağın Türkan Şoray Kuralları idi bunlar. Örneğin yıkadığın sebzeyi tezgâha koyamazsın, temiz bir tabağa koyman gerekir ya da aldığın paketli ürünlerin hepsi durumuna göre temizlenmelidir yerine gitmeden önce. Peynir paketi, süt kutusu akan suda yıkanırken kuru baklagillerin paketleri silinirdi. Hatta çoğu zaman kavanoza konur, içlerine de böceklenmesin diye bir defne yaprağı koyardı, tabii önceden yıkanmış ve kurumuş olması gerekirdi yaprağın.

Bir eline kerevizi aldı, diğer eliyle de rendeyi üstten tuttu ve kerevizi rendelemeye başladı. Rendenin diğer tarafından çıkan kereviz parçaları ona yıllar önce yağan karı hatırlatmıştı.
Ne diyordu o eski şarkıda?
“Her yerde kar var, kalbim senin bu gece, belki gelirsin sen bakarken pencereden…”

“Beni haklı çıkarma lütfen”

Kadın rendelemeye, karlar yağmaya devam etti. Kadın üşümeye başladı, ısınmak için daha çok rendeledi. Kar yağmıştı, onu bekliyordu pencerede. Şarkı ona yazılmış gibiydi. Hep bunu düşünürdü, kim onu o gece pencerenin kenarında görmüştü? Kar yolları kapatmıştı. Tam o sırada kerevizin de tabakta koca bir yığın olduğunu fark etti. Evet, kar yolları kapatmıştı. Söz vermişti geleceğine, ama gelmese daha mı iyiydi acaba? Endişe henüz olmayan, gelecekten de ne olduğunu getiremediği için hissettiğin şey değil miydi? İşte o da o gece endişelenmişti. Tam endişenin rengi içinde zift karasına dönüşecekti ki dönmüştü köşeyi adam… Her zamanki gibi yün paltosunu giymişti. Elleri cebindeydi. “Ah” demişti kadın, “Çıkar ellerini cebinden, karda eller cepte yürünmez, dengeni sağlayamazsın, düşersin…” Adam hep dalga geçerdi bu bilgiyle, kadının dedesi bunu bir kere söylemiş, kadın bin kere bu sözü dinlemişti ama adam inatla reddediyordu buna uymayı. En büyük kavgaları buydu, kadın “Beni haklı çıkarma lütfen” derdi. Adam yağan kar tanelerinin burnunun ucuna düşenleri öpücüğüyle yakalar, “korkma” derdi.

İşte tam içinden “Lütfen beni haklı çıkarma” diye içinden yalvardığı sırada adam kaldırımdan inerken kaymış ve yere düşmüş, zinciri olmayan araba yolda kayarak, yerdeki adama çarpmıştı.
Kadın sadece izlemişti, karın soğuğunu hissetmeden donmuştu pencerede sonra karda kalmış bir serçe gibi titremeye başlamış ve yere yığılmıştı. O yüzden bilmiyordu ne zaman ambulansın geldiğini, polisin şoförü tutukladığını, cenazenin ne zaman kalktığını, çünkü o kalkamamıştı üç gün boyunca yerden…

Kalbi hala donuyordu onu düşününce…

Hiç bitmeyen sevgisi donmuş kalmıştı kalbinde, sanki kalbi o günden sonra atmıyordu da -mış gibi yapıyordu.
Dolaptan yoğurdu ve mayonezi çıkardı. İki kaşık yoğurt, iki kaşık mayonezi ve bir kaşık zeytinyağını karıştırdı. Biraz tuz ekledi ve rendelediği kerevizlerin üzerine sosu döküp karıştırdı. Masanın üstündeki meyve tabağından aldığı mandalinayı soydu, tek tek ayırdı ve kereviz salatasının üzerine dizdi.Adamın baş harfini yazdığını sonradan gördü. Adamın en sevdiği meze bu salataydı. Salata tabağını masaya koyduktan sonra bir kadeh rakı doldurdu, onun sevdiği gibi duble ve sek, tek buzlu, ama dolaptan çıkmış rakı. Salatanın yanına bıraktı.

“Beni haklı çıkardın, ama ben bu hakkı hiç sevmedim, sen bu salatayı ne kadar sevdiysen tersi kadar…” diyerek, tezgahtaki kereviz yapraklarını ayıklayıp suya bastı. Sonra bunları kurutacak ve çorbalara katmak için rondodan geçirecekti. Belki bu sefer içeceği çorba kalbini biraz ısıtırdı.

Önceki Yazı
Sanatçının Yolu
Sonraki Yazı
Sarılar
15 49.0138 8.38624 1 1 4000 1 https://daginikkalsin.com 300 0